Türk İş Muhalif Sendikaların Delegeliklerini Neden İptal Etti


Türk-İş yönetime muhalif sendikaların delegeliklerini iptal etti
Türk-İş'te 8- 9 Aralık'ta yapılacak olan genel kurul tarihi yaklaşırken, yönetimin muhalif bazı sendikaların delegeliklerini iptal ettiği ortaya çıktı.

Türk-İş, 8-11 Aralık tarihlerinde Ankara'da genel kurulunu topluyor. Muhalif 10 sendikanın oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu, kendi adaylarını çıkararak yönetime aday olduğunu açıkladı. Ancak bu süreçte, muhalifleri engellemeye çalışan yönetimin usulsüzlük yaptığı savunuluyor. Genel kurul, uzun yıllardır Ankara merkezinde yapılan genel kurul bu yıl Türk Metal Sendikası'na ait şehir merkezine 27 km uzaklıkta olan Büyük Anadolu Oteli'nde yapılacak. Muhaliflerin tek karşı çıktığı konu bu değil. Büyük çoğunluğu konfederasyona bağlı merkez ve şube yöneticilerinden oluşan delegelik sisteminde de önemli usulsüzlük yapıldığı ileri sürüldü. Genel merkeze borçları olduğu için Kıbrıs Türk-Sen, Deri-İş ve Liman-İş'in delegeliklerinin iptal edildiği belirtiliyor. Ancak buna karşılık yönetime yakınlığıyla bilinen bazı sendikaların borçlarının çek karşılığında ertelenerek delegeliklerinin iade edildiği ifade edildi. Ayrıca, Genel Kurul'dan 15 gün önce askıya çıkarılması gereken delege listesi de hâlâ açıklanmadı.

'TÜRK-İŞ YÖNETİMİ BİZDEN RAHATSIZ'
Sendikal Güç Birliği Platformu sözcülerinden Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin, yaşananları, "Türk-İş yönetimi muhalefetten rahatsız" şeklinde değerlendirdi. Ayçin, "Neden rahatsız. 22 yıldır Türk-İş Başkanlar Kurulu'ndayım. Türk-İş Genel Kurulu yıllardır Ankara'nın merkezinde yapılırdı. Şimdi 40 kilometre şehir dışına taşınıyor. Genel kurul Türk Metal Sendikası'nın yaptırıp, işletmeciliğin başka bir yere geldiği Anadolu Oteli'nde yapılıyor. Delegelerin dışında başkasının alınmayacağı söyleniyor. Bu bir defa Türk-İş'in kimliğiyle, varoluş amacıyla uygun olmayan yaklaşım. Siz genel kurula bu ülkede, 'benim patronlarımın önüne çıkacak güç beni bulur' diyen Başbakan'ı, bizi 'ayak takımı' olarak gören siyasetçileri, işçileri çıkaran patronları ve onların örgütlerini, çalışma yaşamının daha da esnekleşmesini söyleyen bakanları çağıracaksınız, konuşturacaksınız... Ama onların gelip gövde gösterisi yaptığı salona işçileri almayacaksınız. Bunun bir işçi sendikasının yapısıyla ne kadar ölçüştüğünü kamuoyuna bırakıyorum" diye konuştu.

TÜRK-İŞ YÖNETİMİ MUHALİFLERİ CEZALANDIRIYOR
Türk-İş yönetiminin delegelik seçimlerinde haksızlıklar yaptığını kaydeden Ayçin, "Duyuyoruz bir takım insanlara pareler dağıtılmış. Yönetim kurulu sayısını arttırarak, büyük sendikaların desteğini almaya çalışıyorlar. Bu arada yapılan bazı haksızlıklar var. Örneğin, eylem ve direnişte olup ekonomik olarak zorlukta olan sendikalar, Türk-İş üyelik aidatlarını aksattıkları için -Sendikal Güç Birliği içinde kendilerini ifade ettikleri için de- Türk-İş yönetimi tarafından cezalandırılarak delegelikleri iptal ediliyor. Böyle 4-5 sendikamız var" dedi. Ayçin, Kıbrıs Türk-Sen'in delegeliliğinin iptal edildiğini, Deri-İş'te 4 delege iptal edildiğini, ancak itirazlarla çözüldüğünü, Liman-İş'te aynı sıkıntının yaşandığını kaydederek, "Ama buna karşılık yönetime yakın bazı sendikaların borçları çek karşılığında ertelenerek delegelikleri iade edildi" diye belirtti.

'ŞİŞİRİLMİŞ ÜYE SAYISI ÜZERİNDE HİLE'
Türk-İş'e bağlı sendikalarda en üst delege sayısının 33 olduğunu kaydeden Ayçin, burada başka bir usulsüzlüğe işaret etti. Ayçin, "Birçoğu 33 delege karşılığı fiili aidat aldıkları üye sayısına sahip değiller. Şişirilmiş üye sayısı üzerinden 33 delegeyi Türk-İş genel kuruluna getirip, tek belirleyici olmak mantığıyla öylesi bir hileye başvuruyorlar. Bir nevi 'parayı veren düdüğü çalar' mantığıdır." "Bunun bile Platform'un mevcut Türk-İş yönetimi üzerinde nasıl bir korku ve dehşet oluşturduğunun görülmesi açısından önemli" olduğunu ifade eden Ayçin, "Ama bunlar büyük bir haksızlıktır. Türk-İş konfederasyonuna, yöntemini neden değişmesi konusunda ne kadar haklı olduğumuzu göstermektedir" dedi.

'BU GİDİŞATA DUR DEMEK İSTİYORUZ'
Sendikal Güç Birliği Platformu bileşeni Petrol-İş Sendikası'nın Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, bu genel kurulun "bir kırılma ve dönüm noktası" olduğunu belirtti. Öztaşkın, toplumsal, siyasal, sosyal eşitsizlere işaret ederek, "Türkiye'nin en büyük işçi örgütü Türk-İş'in bunlar karşısındaki takındığı tavır suya sabuna dokunmayan, meselenin özünden son derece uzak hatta zaman zaman iktidarların eteğine tutunarak arka bahçesi haline gelerek açıktan olmasa da izlediği politikalarla örtülü destekler vermekte. Bunun sonucunda kazanılmış haklar sürekli elimizden alınmakta, yeni kazanımlar elde edilememekte, işçi sınıfını ve emekçilerin yaşam koşullarında iyileşmeler olmamaktadır. Biz bu gidişata dur demek istiyoruz" diye kaydetti.

'YA AYAĞA KALKILACAK YA DA ÖYLE DEVAM EDECEK'
Türk-İş genel kurulunu oluşturan delegelerin tamamına yakınının sendikaların merkez yöneticileri ve şube başkanlarından oluştuğunu ifade eden Öztaşkın, şunları belirtti: "Dolayısıyla bir yönetici grubunun kendi arasında yapacağı bir seçim gibi de düşünülebilir bu sistem. Bu sistemlerden sonuç almanın zor olduğunu biliyoruz. Türk-İş kurulduğu günden bu yana devletin güdümünden çıkmamış, siyasi iktidarlarla iyi geçinmeyi politika haline getirmiş, mücadeleden uzak durmuş bir çizgiye sahip. Tüm bunları değiştirmek -şunu da eklemek lazım. Türk-İş statükonun önemli kurumlarından biri- zor olduğunu biliyoruz. Ancak diğer taraftan da eğer gerçek anlamda işçilerin hak ve çıkarlarını savunduğunu iddia eden delege arkadaşlarımız bu durumdan rahatsız oldukların ifade ediyorlar. İşte biz onların önüne bir seçenek koyuyoruz. Dolayısıyla SGBP'nin göstereceği adayların desteklenmesi ve yönetime taşınması bir yerde Türkiye'deki sendikacılığın itibarını da kurtaracaktır. Güven bunalımını aşacaktır. İnsanlar sokakta başı dik sendikalıyım diyebilecektir. Aksi halde kazanılmış elimizden alınmaya devam edecek, sendikalar daha da küçülecek. Şu anda yüzde 5,9 olan örgütlenme oranları daha aşağı inecek, sendikalar neredeyse yok denilebilecek noktaya kadar gelip güçlerini ve etkilerini kaybedecektir. Onun için bu genel kurul bir dönüm noktası, bir kırılma noktası olacaktır. Ya yeniden ayağı kalkılacak gerçek anlamda bir sınıf mücadelesi, toplumun çıkarları için mücadeleler ortaya konulacak veya varolan bu kötü gidişat devam edecek." MURAT SELENOĞLU- DİHA

İyi Ve Vicdanlı Sendikacı Nasıl Olur Nasıl Davranır


İYİ VE VİCDANLI BİR SENDİKACI NASIL DAVRANMALI?
Her işi yapanın iyisi de, kötüsü de; vicdanlısı da, vicdansızı da var. Sendikacılık da böyle.

Sendikanın görevi, üyesinin çıkarlarını korumak ve geliştirmektir.

Ancak bu görevi nasıl tanımladığınız, iyi bir sendikacı olup olmadığınıza bağlıdır.

Eğer size göre üyenizin çıkarı, yalnızca onun işyerindeki günlük sorunlarıyla sınırlıysa, iyi sendikacı olup olmadığınız tartışılır. Üyenin ustabaşıyla yaşadığı soruna çözüm bulabilirsiniz. Yemeklerin daha iyi olmasını sağlayabilirsiniz. Daha da ötesi, üyenin çocuğunun sünnet düğününe, üyenin veya çocuğunun düğününe, üyenin ve yakınlarının cenazesine gidebilirsiniz. Hatta gerekli durumlarda altın veya bilezik de takabilirsiniz. Üyeniz veya yakını hastalandığında tanıdık doktor bulabilirsiniz. "Hizmet sendikacılığı" diye bir anlayış geliştirip, üyenizin belirli dükkanlardan indirimli alışveriş yapmasını sağlar, üyelerinizin kullanabileceği ambulanslar aldırır, üyelerinizi hayat sigortası kapsamına alır, üyelerinizin tatil yapabilmesi için otel işletebilir, konut kooperatiflerinin kurulmasına öncülük edebilirsiniz. Hatta kamu kesiminde ki üyelerinizin işyerinde rahat edebilmesini sağlayabilmek için çeşitli biçimlerde rüşvet verebilirsiniz. Ancak bütün bunlar sizi iyi sendikacı yapmak için yeterli değildir.

Üyeyle onun sorunlarının nedenlerini konuşuyor musunuz? Onu karar alma süreçlerine samimi olarak katmaya çalışıyor musunuz, sendika-içi demokrasiyi uyguluyor musunuz? Üyeler arasında dayanışmayı geliştiriyor musunuz? Yaşantınız ve mücadelenizle üyelere güven veriyor musunuz? Üyeleri örgütlü mücadeleye sokmak için çaba gösteriyor musunuz? Üyeler arasında etnik köken, siyasi görüş, inanç, meslek, v.b. konularda ayrımcılık yapmadan sınıf kimliğini öne çıkarmaya çalışıyor musunuz? Çalışma mevzuatını, Yargıtay kararlarını iyi izliyor musunuz? Elinizdeki mücadele araçlarını etkili bir biçimde kullanıyor musunuz?

İyi bir sendikacıyı tanımlarken sorulması gerekenler bunlar ve benzeri sorulardır.

Türk-İş genel kurulunun yaklaştığı günlerde galiba tartışılması gereken konuların başında bunlar geliyor.

İyi bir sendikacı, işyerindeki işçinin kısa vadeli çıkanın korumaya çalışırken, o işçinin uzun vadeli çıkarlannı ve İsçi sınıfının genel çıkarlarını da dikkate alır.

Peki vicdanlı mısınız?

Adını vermeyeceğim ünlü ve iş bitirici bir sendikacı bir keresinde, "ben sendikadan bir çaldıysam, sendikaya üç kazandırdım," demişti.

Adam gerçekten iş bitiriciydi; birçok üyenin ve hatta genel olarak işçilerin sorunlannın çözümü konusunda iyi adımlar attığı da oldu; ancak hırsızdı; vicdansızdı; hırsızlığı bilindiği ve muhtemelen istihbarat örgütlerince belgelendiği için, hükümetlerin çizdiği sınırların dışına çıkamazdı.

Vicdanlı bir sendikacı nasıl olmalı?

Öncelikle hırsızlık yapmamalı; sendika olanaklarını kişisel çıkarları için kullanmamalı.

Alnı açık, kafası dik olmak isteyen vicdanlı bir sendikacı, devletten, işverenlerden, yabancılardan para almaz; bunlardan alınan paranın çeşitli biçimlerde fazlasıyla geri ödeneceğini bilir.

Vicdanlı bir sendikacı, ufak çıkarlar karşılığında sendikaya ve işçi sınıfına büyük zararlar verecek adımlardan kaçınır. Örneğin, hükümetle yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde zam oranının 1 puan yukarı çekilmesi karşılığında hükümetin işçi sınıfına zarar verecek bir politikası karşısında susmayı kabullenmek, vicdansızlıktır.

Vicdanlı bir sendikacı, kendisine ödenen ücretin ve sağlanan olanakların karşılığını işçiye günün 24 saati hizmet ederek ödemeye çalışır.

Sendikalarda ilk kez 1972 yılında ODTÜ'de öğrenciyken çalışmaya başladım. Sanıyorum şu anda görevde olan sendiacıların hemen hemen hepsinden daha kıdemliyim. Sendika çalışanları arasında benden kıdemli bir-iki kişi kaldı.

Bunca yılın deneyimiyle bugün bir sendikacıya baktığımda, onu siyasal görüşüne veya söylediklerine göre değil, yukarıda sıraladığım ölçütlere göre değerlendirmeye çalışıyorum.

İyi ve vicdanlı bir sendikacıysanız, aman böyle kalmaya devam edin.Yıldırım Koç

Sendikal Güçbirliği Platformu İstanbul'da Toplandı


SENDİKAL GÜÇ BİRLİĞİ DAHA DA GÜÇLENDİ 
Türk-İş'te 10 sendikanın oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu (SGBP), Türk-İş Genel kurulu öncesi son bölge toplantısını İstanbul'da gerçekleştirdi. Sendikal Güç Birliği Platformunu oluşturan 10 sendika genel başkanının tamamının yer aldığı toplantıya, birlik dışındaki şubelerin işçilerinin yanı sıra örgütsüz işçiler de katıldı. Çağlayan'daki, Salon Figaro'da yapılan toplantıda konuşan Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, Türk-İş yönetiminin hemen her konuda mücadele etmek yerine sosyal diyalog adına teslimiyetçiliği tercih ettiğini kaydetti. Sosyal Güvenlik yasası geçerken 9 maddeyi geri çektirmekle övünen Türk-İş yönetiminin aslında teslim olduğunu dile getiren Türkel, "2008 1 Mayısında işçiler Taksim için mücadele ederken, onlar saatler kala çark etmiştir. Taksimi işçilerin mücadelesi kazanmıştır" dedi.

Kazanılmış hakları korumak için değil yeni haklar kazanmak için mücadele edilmesi gerektiğini ifade eden Türkel, SGBP'nin uzlaşmacılığı teslimiyetçilik olarak algılayan anlayışı, sendikacılığı bakanlık koridorlarında yapan anlayışı reddettiklerini söyledi. "Kayıtdışı, güvencesiz, sendikasız işçilerin umudu olmak, emek mücadelesini iktidar yapan bir yola girdik" diyen Türkel, hükümetin her türlü baskılarına rağmen teslim olmadıklarını kaydetti.

TÜRKEL'DEN ÖZELEŞTİRİ
Türk-İş kongresinde sadece toplusözleşme yapan değil, toplumsal sorunlara da taraf olan bir liste ile aday olacaklarını belirten Türkel, yoksulların, ezilenlerin, işsizlerin yanında olmak için Türkiye'nin her yerinde olacaklarını dile getirdi. Siyasi iktidarla işbirliği yapan, işbirliği yapanların baskılarına boyun eğen sendika başkanlarına seslenen Türkel, "AKP işçi düşmanıdır. Daha önce iktidar ile iyi geçinme anlayışı ile hareket eden bir sendika başkanı olarak söylüyorum Ayı ile yatan tırmalanır' diyorum. Enerji, tarım, şeker kalmayacak önümüzdeki dönemde. Türk-İş'e bağlı sendika başkanları, siyasi iktidara teslim olarak sorunlarını çözemezler. Bunu bilsinler" diye konuştu.

13 SENDİKA OLDULAR
"Biz 1 Temmuzda yola çıkarken, yüreği yetenler, Türk-İş yönetiminden rahatsız olanlar, koltuk sevdası olmayanlar gelsin dedik. 419 sendika genel başkanı ve şube başkanına amaçlarımızı anlatan bir mektup gönderdim" diyen Hava-Iş Genel Başkanı Atilay Ayçin, işçi sınıfının Ankara'dan değil sokaklardan yönetilmesi gerektiğini ifade etti. Aralarına üç sendikanın daha katıldığını açıklayan Ayçin, gizli destekleyenler olduğunu belirterek, "Bu arkadaşlar çekiniyor. Neden? Ya benim bakanlıktaki işimi çözmezlerse, ya benim fabrikamı kapattırırlarsa diyorlar. Mevcut yönetimin yanında olup da sorunları bu yönetimin çözebileceğine ikna edebilecek kişi varsa biz bırakalım" dedi.

GELECEĞE GÜVENLE BAKMAK İÇİN
Sokaklarda geleceğine güvenle bakan bir kişinin olmadığını, bu konuda sadece hükümetin sorumlu olmadığını belirten Ayçin, "Bu nasıl bir sendikacılık anlayışıdır, ağzına emperyalizm, barış, işçi hakları, halkların kardeşliği kelimelerini alamıyorlar" dedi.

İŞÇİNİN YANINDA SENDİKACILIK YAPIN
AKP'nin ABD ve AB tarafından ülkenin birliğini bozmak için görevlendirdiği bir birlik olduğunu belirten Ayçin, övünülen iki şey olduğunu bunlardan birisinin büyük cezaevleri, ikincisinin de büyük adalet sarayları olduğunu belirterek, "Böyle bir ülkede demokrasiden, insan haklarından söz edebilmek mümkün müdür?" diye sordu. Türk-İş Genel Kurulundan sonra kıdem tazminatı, bölgesel asgari ücret, özel istihdam büroları, ırzına geçilmiş bir demokrasinin kendilerini beklediğini ifade eden Ayçin, bunların karşısında duracak tek gücün işçi sınıfı olduğunu kaydetti. Bu ülkedeki bütün sorunların aynı zamanda işçilerin sorunları olduğuna dikket çakan Ayçin, onun için yüzünü işçilere dönen bir Türk-İş için mücadele ettiklerini kaydetti. Ayçin konuşmasını şöyle bitirdi, "Kafanızı yastığa koyduğunuzda vicdan azabı çekmek istemiyorsanız, şu direnen işçnin yanında sendikacılık yapın" dedi. Salonun tamamen dolu olduğu toplantı gazetemiz baskıya girdiği saatlerde devam ediyordu. EVRENSEL

İntibak Yasası Tüm Emeklileri Kapsamalı


'İntibak tüm emeklileri kapsamalı'
Emekli Bir-Sen Genel Başkanı İsrafil Odabaş, çalışmaları devam eden 'İntibak' düzenlemesinin sadece SSK emeklilerini kapsamaması gerektiğini söyleyerek, "SSK'dan emekli olanların mağdurları olduğu gibi Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklilerinin de mağdurları vardır. Üç SGK'dan emekli olanların tamamında mağdur olanlar için düzenleme yapılmalıdır" dedi.

Ankara - Demokratik Sendikalar Konfederasyonu'na(DESK) bağlı Emekli Bir-Sen Genel Başkanı İsrafil Odabaş, yaptığı yazılı açıklamada, hükümetin sadece 2000 yılı öncesi SSK emeklilerini intibak kapsamı dahiline aldığını ifade ederek, "2000 öncesi mağdurları ile bu tarihten sonraki mağdurların farkını anlamak mümkün değildir. Çünkü 2000 yılı öncesi emeklilerinin ağzına bir parmak bal çalmaktan ibaret olan bu düzenleme emekliler arasında kırgınlıklara yol açmaktadır. Geriye kalan emeklilerinde büyük çoğunluğu yapılanın ayrımcılık olduğunu, emekliler arasında belli bir durumda olan en üst seviyedeki siyasilerin yakınlarına mahsus bir kanuni düzenlemenin yapılıyor olduğu kanaati hâsıl olmaktadır. 2000 yılı öncesi mağdurları ile bugünkü asgari ücretli emeklilerin mağdurları arasında fark yoktur. SSK'dan emekli olanların mağdurları olduğu gibi Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklilerinin de mağdurları vardır. Üç SGK'dan emekli olanların tamamında mağdur olanlar için düzenleme yapılmalıdır. Yapılan iyileştirme tüm emeklilerin mağdurlarını kapsamalı ve emekliler arasında hakkaniyetli bir denge oluşacak şekilde düzenleme yapılmalıdır" dedi.cumhuriyet

Toplu İş İlişkileri Kanunu Kuruluşların Gelirleri

MADDE 28- (1) Kuruluşların gelirleri;
a) Tüzüklerine göre üyelerinden alacakları aidat ile dayanışma aidatı,
b) Tüzüklerine göre yapabilecekleri faaliyetlerden sağlanacak gelirler,
c) Bağışlar,
ç) Malvarlığı gelirleri, mal varlığı değerlerinin devir, temlik ve satışlarından doğan kazançlardan
ibarettir.
(2) Kuruluşlar, kamu kurum ve kuruluşları, siyasi partiler, esnaf ve küçük sanatkâr kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından mali yardım ve bağış alamazlar.
(3) İşçi kuruluşları, işverenler ve bu Kanuna göre ve diğer kanunlara göre kurulan işveren kuruluşlarından; işveren kuruluşları da işçilerden ve bu Kanun ve diğer kanunlara göre kurulu işçi kuruluşlarından yardım ve bağış alamazlar. Kuruluşlar, yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan Bakanlığa önceden bildirimde bulunmak suretiyle ayni ve nakdi yardım alabilirler. Nakdi yardımların bankalar aracılığıyla alınması zorunludur.
(4) Yukarıdaki hükümlere aykırı olarak bağış ve yardım alınması halinde üyelerden birinin veya Bakanlığın başvurması üzerine iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkeme kararıyla alınan yardım Hazineye aktarılır.
(5) Kuruluşlar, tüm nakdi gelirlerini bankaya yatırmak zorundadırlar. Zorunlu giderleri için kasalarında tutacakları nakit miktarı genel kurullarınca belirlenir.

Toplu İş İlişkileri Kanunu İşyeri Sendika Temsilcisinin Atanması Ve Görevleri


İşyeri sendika temsilcisinin atanması ve görevleri
MADDE 27- (1) Toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendika, işyerinde işçi sayısı elliye kadar ise bir, ellibir ile yüz arasında ise en çok iki, yüzbir ile beşyüz arasında ise en çok üç, beşyüzbir ile bin arasında ise en çok dört, binbir ile ikibin arasında ise en çok altı, ikibinden fazla ise en çok sekiz olmak üzere işyerinde çalışan üyeleri arasından işyeri sendika temsilcisi atayarak onbeş gün içinde kimliklerini işverene bildirir. Bunlardan biri baş temsilci olarak görevlendirilebilir. Yetkili sendikanın atadığı temsilcilerin görevi, sendikanın yetkisi süresince devam eder.
(2) Sendika tüzüğünde işyeri sendika temsilcisinin seçimle belirlenmesine ilişkin hüküm bulunması halinde seçilen üye temsilci olarak atanır.
(3) İşyeri sendika temsilcileri ve baş temsilcisi, işyeri ile sınırlı olmak kaydı ile işçilerin dileklerini dinlemek ve şikâyetlerini çözümlemek, işçi ve işveren arasındaki işbirliği ve çalışma barışı ve uyumunu sağlamak, işçilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, iş kanunları ve toplu iş sözleşmelerinde öngörülen çalışma koşullarının uygulanmasına yardımcı olmakla görevlidir.
(4) İşyeri sendika temsilcileri bu görevlerini işyerindeki işlerini aksatmamak ve iş disiplinine aykırı olmamak koşulu ile yerine getirirler. İşyerlerinde, sendika temsilcilerine görevlerini hızlı ve etkili biçimde yapmalarına imkân verecek uygun kolaylık sağlanır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi İşçinin Amirinin Emriyle Usulsüz İşlem Yapmasının Sonuçları


İşçinin amirinin emriyle de olsa usulsüz işlem yapmasının sonuçları
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 18.02.2008 tarih, 2007/24607 E.2008/195 K. Sayılı kararı işçinin amirinin emriyle de olsa usulsüz işlem yapmasının işveren açısından geçerli ya da haklı nedenle feshe sebep olabileceğine dair işveren lehine bir karar olup, bu çalışmanın da konusunu oluşturmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işveren vekili, davacının iş sözleşmesinin Disiplin Kurulu kararı ile “şirkete bağlı sözleşmeli müşterilere ait üretimlerde sözleşme kurallarına uymayarak 3 kişiler aracılığı ile menfaat ve iş ilişkileri kurması, maddi çıkar sağlaması, şirkete ait alet ve araçları ve personeli amacı dışında kullanması” nedenleri ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/11. maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini savunmuştur.

Yerel Mahkemece, feshin haklı ve geçerli nedenle feshi konusunda ispat yükünün davalı işverende olduğu, davalı işverenin bu konuda yeterli delil sunmadığı iddiaların soyut olduğu, ayrıca isnat edilen iddialar üzerinden uzun süre geçtiği, işverenin daha önce bilgi sahibi olmasına rağmen işlem yapmadığı, davacının şirket müdürün talimat ile hareket ettiği, verilen talimatlarda usulsüzlük olsa bile verilen emri yerine getirdiği davacının çıkar sağladığının kanıtlanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya davalı vekilinin temyizi üzerine dosya Yargıtay’ın önüne gelmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi, işçinin iş sözleşmesine aykırı sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığını şart koşar. İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan bu nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenle yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir, işyerinde olumsuzluklara yol açmayan, belirli bir yoğunluğa ve ağırlığa ulaşmamış davranışlar geçerli neden olarak kabul edilmemelidir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.

Yargıtay dosya içeriğine göre, işyerinde davacı ile birlikte amiri konumundaki müdür ve birkaç işçi hakkında usulsüz işlemlerle menfaat temin ettikleri gerekçesi ile inceleme başlatıldığı, savunmalarının alındığı, disiplin kurulu kararı ile Manyas İşletme Müdürü, emir ve talimat verdiği personellerden muhasebeci, şoför ve salça ustası olarak çalışan davacı olmak üzere 4 kişinin aynı nedenle iş sözleşmelerinin feshedildiği anlaşılmaktadır. İsnat edilen iddialar üzerinden uzun süre geçmesi, davacının şirket müdürün talimatı ile hareket etmesi, verilen talimatlarda usulsüzlük olsa bile verilen emri yerine getirmesi feshi geçersiz kılan olgular değildir. Usulsüz işlemler müdürün talimatı ile de olsa yerine getirilmesi işçinin sadakat borcu nedeni ile doğru değildir. Ayrıca usulsüz işlemlerle ilgili olarak işverenin yetkili makamların öğrendiği tarih önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Yüksek Mahkeme somut uyuşmazlıkta, davacının davranışlarının haklı veya geçerli neden yönünden incelenmesi için, işverenin iç denetim ve müfettiş raporu getirtilmeli, usulsüz işlemler yönünden özellikle bu konularda uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmesini hatalı bularak kararı bozmuştur.

Toplu İş İlişkileri Kanunu Kuruluşların Faaliyetleri


         Kuruluşların faaliyetleri
MADDE 26- (1) Kuruluşlar, tüzükte yer alan konularda serbestçe faaliyette bulunurlar.
(2) Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan hususlarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada husumete ehildirler. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi bu ehliyeti etkilemez.
(3) Kuruluşlar, faaliyetlerinden yararlanmada üyeleri arasında eşitlik ilkesi ve ayırımcılık yasaklarına uymakla yükümlüdür.
(4) Kuruluşların kendi faaliyetleri ile üyelerine sağladıkları hak ve menfaatlerin üyesi olmayanlara uygulanması, bu Kanunun üçüncü kısım hükümleri saklı kalmak kaydıyla yazılı onaylarına bağlıdır.
(5) Kuruluşlar, tüzükleriyle belirlenen amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
(6) İşçi ve işçi kuruluşları işveren kuruluşlarına, işveren kuruluşu da işçi kuruluşuna üye olamazlar; gerek doğrudan doğruya, gerek temsilcileri veya mensupları veya araya koyacakları diğer kimseler aracılığıyla biri diğerinin kurulmasına, yönetim ve faaliyetine müdahalede bulunamazlar.
(7) Kuruluşlar siyasi partilerin ad, amblem, rumuz veya işaretlerini kullanamazlar.
(8) Kuruluşlar ticaretle uğraşamazlar. Ancak, kuruluşlar genel kurul kararıyla nakit mevcudunun yüzde kırkından fazla olmamak kaydıyla sanayi ve ticaret kuruluşlarına yatırımda bulunabilirler.
(9) Kuruluşlar elde ettikleri gelirleri üyeleri ve mensupları arasında dağıtamazlar. Ancak sendikaların grev ve lokavt süresince tüzüklerine göre üyelerine yapacakları yardımlar ile kuruluşların eğitim amaçlı yardımları bu hükmün dışındadır.

Yeniçarşım.com ile Evden Çıkmadan Çarşıya Çıkıyoruz!

Ekim ayından bu yana yayında olan Yeniçarşım.com, alışkın olduğumuz e-ticaret sitelerinden oldukça farklı. Site şimdiden sloganı olan “Evden çıkmadan çarşıya çık” mottosunu fazlasıyla yerine getiriyor. Çünkü şimdiden Yeniçarşım.com’da yüzlerce mağaza var ve siz dilediğiniz ürünü bu mağazalar arasından seçerek kolaylıkla satın alabiliyorsunuz. Üstelik, internetten alışveriş yaparken en çok çekindiğimiz “güvenlik” engelini Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi ile çözmüşler. Sistemi açıklayan video:


Yeniçarşım.com’un diğer alışveriş sitelerinden önemli farkları var. Platformun en belirgin karakteristiği olan alıcı ile satıcıyı bir araya getirme stratejisi, satıcıların (mağazaların) ticari kuruluş olması gibi akıllıca bir taktikle desteklenerek, son derece başarılı bir sistem getirilmiş durumda. Yeniçarşım.com’da satış yapan her mağaza, ticari unvana sahip, fatura kesen ve dolayısıyla garantili ürün satan mağazalar. Bu sayede aynı ürünü birden fazla mağaza arasından güvenle seçerek satın alabiliyorsunuz. Herhangi bir problemde “Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi” ve Yeniçarşım’ın başarılı müşteri hizmetleri departmanı hizmetinizde.

www.yenicarsim.com'da 24 farklı kategoride onbinlerce ürün bulunuyor. Giyimden aksesuara, elektronikten beyaz eşyaya kadar aradığınız her şey Yeniçarşım.com’da.

Ayrıca, www.facebook.com/yenicarsim ve www.twitter.com/yenicarsim adreslerinden ise Yeniçarşım’ı takip edebilir, kampanya ve fırsatlardan haberdar olabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Toplu İş İlişkileri Kanunu İşyeri Sedika Temsilciliği Güvencesi


 İşyeri sendika temsilciliği güvencesi
MADDE 24- (1) İşveren, işyeri sendika temsilcilerinin iş sözleşmelerini haklı bir neden olmadıkça ve nedenini yazılı olarak açık ve kesin şekilde belirtmedikçe feshedemez. Fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde temsilci veya üyesi bulunduğu sendika, iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkemede dava açabilir.
(2) Dava basit yargılama usulüne göre sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay kesin olarak karar verir.
(3) Temsilcinin işe iadesine karar verilirse fesih geçersiz sayılarak fesih tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasındaki ücret ve diğer hakları ödenir. Kararın kesinleşmesinden itibaren altı işgünü içinde temsilcinin işe başvurması koşuluyla altı işgünü içinde işe başlatılmaması halinde iş ilişkisinin devam ettiği kabul edilerek ücreti ve diğer hakları ödenmeye devam edilir. Bu hüküm yeniden temsilciliğe atanma halinde de uygulanır.
(4) İşveren, yazılı rızası olmadıkça işyeri sendika temsilcisinin çalıştığı işyerini değiştiremez veya işinde esaslı bir tarzda değişiklik yapamaz. Aksi halde değişiklik geçersiz sayılır.   
(5) Bu madde hükümlerinden işverenle iş ilişkisi devam eden kuruluş ve şube yöneticileri de yararlanırlar.
Sendika özgürlüğü güvencesi
MADDE 25- (1) İşçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları koşuluna bağlı tutulamaz.
(2) İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma koşulları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayırım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır.
(3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamazlar.
(4) İşverenin yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi halinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir.
(5) Sendikal nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshi halinde işçi, 4857 sayılı İş Kanununun 18 inci maddenin birinci fıkrasındaki otuz işçi ve altı aylık çalışma süresi koşulu aranmaksızın 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. Bu durumda işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir. Sendikal tazminat, İş Kanununun 21 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması koşuluna bağlı değildir. İşçinin İş Kanununun yukarıdaki hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.
(6) İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ispat ettiği nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür.
(7) Fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal ayırımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur.
(8) Yukarıdaki hükümlere aykırı olan toplu iş sözleşmesi ve iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir.
(9) İşçinin iş kanunları ve diğer kanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır.

Eşit İşe Eşit Ücret Dediler Ücretleri Düşürdüler Farkı 1300 TL'ye Çıkardılar


Bir dokunduk bin ah işittik
Eşit İşe Eşit Ücret kararnamesiyle vali yardımcıları ve kaymakamların maaşlarının düştüğünü yazdık. Öğretmenler, doktorlar, kontrolörler, denetçiler, programcılar, icra memurlar, teknisyen astsubaylar, ‘bizi de yazın’ diyerek mail yağmuruna tuttular. Kimisi, sosyolog ve kütüphaneci ‘teknik hizmetli’ sayılırken bilgisayar programcılarının ‘düz memur’ sayılmasına isyan etti. Bir yılda maaşlarının 1500 lira eridiğini anlattı; kimisi aynı helikopterde aynı süreyle uçtuğunu, ‘onlara bin 200 lira kendilerine 120 lira zam yapıldığını’ anlattı.

Maliyeciler, merkez-taşra ayrımıyla maaşlarında oluşan 1300 TL’lik farka isyan ettiler. Kapatılan Milli Emlak Denetçileri ile Kontrolörleri, “2-B’yi kim yapacak” diye sordular.

Şaka gibi ama gerçek. 2 Kasım 2011 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete’de 657 sayılı KHK ile görev tanımı değiştirilen Elektrik İşleri Etüt İdaresi, aynı gazetede yayımlanan 662 sayılı KHK ile kapatıldı! Mühendis kökenli müdürler ‘araştırmacı’ oldu. Teknik Hizmet, sınıfına alınmayınca 450 TL’lik zamdan oldular. İşte kamu çalışanlarının ‘eşit işe eşit ücret’ isyanı:

EŞİT ÜCRET DEDİLER FARKI 1300 TL’YE ÇIKARDILAR
666 sayılı KHK’nin ‘eşit işe eşit ücret’ sloganıyla kamuoyuna duyurulduğunu anımsatan defterdarlık uzmanları, kararname sonrası maliye uzmanı ile aralarındaki maaş farkının 1300 TL’ye çıktığına dikkat çektiler.

Bu düzenleme ile çalışma barışının yok edildiğini belirten uzmanlar, “Anayasamızın 123 üncü maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu vurgulanmıştır. 666 sayılı KHK ile Maliye Bakanlığı bünyesindeki uzmanlar arasında merkez ve taşra ayrımına gidilmiş, idarenin bütünlüğü bozulmuş ve taşra uzmanları kapsam dışında bırakılmıştır” dediler.

Merkez uzmanları ile aynı niteliklere sahip olduklarını belirten Gelir Uzmanları ise “Daha önce yapılan değişiklikler sonucunda bizlerle, muadil meslekler olan Devlet Gelir Uzmanları, eski Vergi Denetmeni yeni Vergi Müfettişleri arasında oluşturulan haksızlığın telafisi henüz sağlanamamışken; bizlerle aynı sınavlardan geçip, aynı mülakat sürecini atlatıp kimisi yeterlilik sürecini de tamamlayan Gelir Politikaları Genel Müdürlüğünde geçici görevli olarak bulunan meslektaşlarımızın herhangi bir sınava tabi tutulmaksızın 10.07.2011 tarih ve 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile unvanları önce Devlet Gelir Politikaları Uzmanı ve daha sonra 2.11.2011 tarih ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Maliye Uzmanı olarak değiştirilmiş ve aramızda ciddi özlük ve statü hakları farklılıkları yaratılmıştır” dediler.

Son düzenlemen tüm kariyer uzmanların yararlandığını, Gelir Uzmanlarıyla birlikte tüm taşra kariyer uzmanlarının dışarıda kaldıklarını anlattılar. “Aynı sınavla işe başlamış ve aynı ya da benzer nitelikteki işlerde çalışan kişiler arasında bin ila bin 800 TL arasında ücret farkı oluşturuldu. Eşit işe eşit ücret verilmeye çalışılırken eşitsizlik körüklendi. KHK düzenlemeleri ile derinleştirilen bu sınıf farkının hakka, adalete, hukuka sığmadığı ortadadır. Acilen özlük ve statü haklarımızı zedeleyen değişikliklerin telafi edilmesini istiyoruz” dediler.

2-B’Yİ KİM YAPACAK?
Maliye Bakanlığında Muhasebe denetmeni ve Milli Emlak Denetmeni olarak çalışan ancak daha sonra ‘defterdarlık uzmanı’ yapılanlar da isyanda… Milli Emlak denetmenleri, aynı mevzuata sahip oldukları vergi denetmenleri, hesap uzmanları, maliye müfettişleri, gelir kontrolörlerinin bakana bağlı vergi müfettişi yapıldığını ancak kendilerinin daha önce denetimini yaptıkları birimlere ‘uzman’ olarak atanma olasılığı olduğunu belirtiyorlar.

Denetim, soruşturma ve teftiş tecrübesi bulunmayan ve Bakanlık Merkezde görev yapan Devlet Muhasebe Uzmanları, Devlet Malları Uzmanları, Devlet Bütçe Uzmanları, MASAK Uzmanları ve Devlet Politikaları uzmanlarına denetim yetkisi verildiğini anlatırken, maaşlarının 4 bin TL’ye çıkarıldığını söylüyorlar. Buna karşın Maliye Bakanlığında görev yapan denetim elemanı ve uzmanlardan sadece Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri maaşlarında artış olmamasına isyan ediyorlar.

MAAŞIMIZ BİN 500 LİRA DÜŞTÜ
Kamuda en büyük mağduriyeti yaşadığını söyleyen kamu bilişim personeli, yani programcı ve çözümleyiciler, son 1 yılda ücretlerinin 1900 liradan 950 TL’ye düştüğünü yazdılar.

Kamuda otomasyonu gerçekleştiren programcı ve çözümleyiciler, mühendislik, matematik, istatistik, fizik ve bilgisayar bilimleri eğitimi veren diğer bölümlerden mezun ya da yazılım ve donanım gibi teknik konularda sertifika sahibi nitelikli personel olduklarını anımsattılar. Eğitimli ve teknolojiye hakim bu uzman personelin büyük çoğunluğunun sözleşmeli olarak çalıştığı vurgulandı. Ancak 2011 seçimleri öncesi sözleşmelilerin kadroya geçişi sırasında maaşlarının, 5 yıllık bir çalışan için bin 950 TL’den, 950 TL’ ye düştüğü vurgulandı. İdarelerin bu kaybı telafi edecekleri sözü vermesine karşın telafi edilmediği belirtildi.

KHK DE VURDU
Bu unvandakilerin birçok kamu kuruluşunda ek ödenek aldığı ancak son çıkan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bazı bilgi işlemciler için 200 ila 600 lira düştüğü vurgulandı. Böylece Ocak 2011 ile Ocak 2012 arasında maaşlarının yarısı ile ek ödeneklerinin yarısını kaybederek, bin 500 lira kayba uğradıklarını anlattılar.

NE İSTİYORLAR?
Bu çalışanlar, Programcı ve Çözümleyici kadrolarının ‘teknik hizmet’ sayılmasını istiyorlar. Bu durumda kayıplarının en azından 500 TL’sini kurtarabileceklerini belirtiyorlar. Bunu isterken de kütüphaneci, sosyolog, tütün eksperi, arkeolog, folklor araştırmacılarının ‘teknik hizmetle’ sayılırken; yazılım işinde çalışan kod yazan, sistem ve ağ güvenliğini sağlayan bilgi işlem personelinin düz memur sayılmasına isyan ediyorlar. ‘Bilgi işlem uzmanı’ ya da ‘bilişim uzmanı’ adıyla kamuda uzmanlaşma politikasına uygun olarak istihdam edilmek istiyorlar.

Bilgi işlem merkezlerine 7 gün 24 saat destek sunmaları ve yıpranmaları nedeniyle ‘ek ödemenin artırılmasını’ talep ediyorlar.

657 İLE GÖREVİ AZALDI 662 İLE KAPATILDI
2 Kasım tarihli Resmi Gazete’de garip kararlar da yer aldı. Öyle ki 2 Kasım’da yayımlanan 657 Sayılı KHK ile hidrolik ölçümler görevi kaldırılan Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) Genel Müdürlüğü, aynı gün ve aynı tarihli gazetede yayımlanan 662 sayılı bir başka KHK ile kapatıldı.

662 sayaılı KHK ile, EİE’nin görevlerinin bir kısmı DSİ’ye (çalışanları ile birlikte), bir kısmı da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı olarak oluşturulan Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Kapatılan kurumla ilgili 3 Kasım tarihli Resmi Gazete’de ise EİE Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlandı.

Kurumda yeniden yapılanma olacağının bilinmesine karşın Temmuz ayında kurumda görevde yükselme sınavı yapıldı. Bu sınav için 100 bin TL’yi aşkın para harcandı. Sınavdan sonra şube müdürü olmayı başaranlar, kurumun kapatılmasıyla, ‘araştırmacı kadrosuna’ geçirildi.

En büyük darbeyi ise ‘mühendis’ kökenli şube müdürleri yedi. Çünkü onlar da ‘araştırmacı’ olarak görevlendirildiler. Son aldıkları maaşlarının korunacağı söylense de Ocak ayında ‘Teknik Hizmetler Sınıfına’ verilecek olan ek ödemeden yararlanamayacaklar. Ekim 2011 itibarıyla teknik şube müdürlerinin yaklaşık maaşı 2.400 iken; araştırmacı maaşı, mühendis olup olmamaktan bağımsız olarak 1900 TL civarında. Teknik hizmetler sınıfından 1. derece bir mühendis ocak ayı itibarıyla yaklaşık 450 TL zamlı ek ödeme alacakken, araştırmacı kadrosu verilen teknik şube müdürleri bu zammı alamayacaklar.

Bir şube müdürü, ‘Sonuç itibarıyla, yeniden yapılandırma adı altında idari gelenek ve teamüllerin ayaklar altına alındığı, devlet yapılanmasının KHK ile kapalı kapılar arkasında son derece sınırlı bir kadroyla yapılması sonucu kamusal işleyişinin ciddi bir sıkıntı içersine sokulduğu bu son süreçte, ciddi belirsizlikle ve hak kayıpları ile personelinde mağdur edilmesi gerçeğinin altında şiddetli bir kadrolaşma hareketinin yattığı açıktır. Devlet işleyişinin kadrolaşma hevesine kurban edilmesi kamu yönetiminde ve ekonomik yaşamda onarılmaz sorunlara yol açacaktır’ diyor. EİE’nin Eskişehir Yolu üzerinde, etrafı üniversite ve alışveriş merkezleri ile çevrili arazisinin ne kadar değerli olduğuna dikkat çekerek, “Bu araziler kimlere devredilecek” diye soruyor.

KAZANILMIŞ HAKLARIMI KAYBETTİM
Kamuda mühendis olarak işe başlayan, daha sonra baş mühendis, şube müdürü olarak görev yapan bir başka çalışan ise, kuruluşunun özelleştirilmesi sonrası bir başka kamu kuruluşuna ‘araştırmacı’ olarak atandığını anlatıyor. “Mühendis olarak atansaydım maaşım 2 bin 500 TL ve ek göstergem 3600 TL olacaktı. Ancak araştırmacı olarak atandım ve maaşı bin 500 TL, ek göstergesi 2200. Kazanılmış hak kaybım var. Bu çok büyük bir hata” diyor.

ÖĞRETMENİM 1575 LİRA MAAŞ ALIYORUM
Bin 575 lira maaş aldığını belirten bir öğretmen ise “10 bin TL milletvekiline az gelir, 5 bin lira hakime az gelir, doktora az gelir, öğretmen 1575 alır. Bakan çıkar, 2 ay tatil çok, der” sözleriyle anlatıyor isyanını.

ÜNİVERSİTELER UNUTULDU
KHK’ye isyan eden bir diğer meslek grubu ise üniversitelerde görev yapan daire başkanları, genel sekreter yardımcıları ile hukuk müşavirleri oldu. Makam tazminatı cetveline alınmadıklarını belirten bu grup, her yıl milyonlarca TL’lik harcamaya imza attıklarını ve yoğun iş sorumlulukları olduğuna dikkat çektiler.

Üniversitelerin 3 ila 5 bin civarında çalışanı olduğu, 50 ila 70 bin öğrenciye verdikleri hizmetle birçok bakanlıktan daha yoğun iş hacmine sahip olduklarını anlattılar. Üniversitelerde görev yapan Maliye Bakanlığı Personeli olan Bütçe Dairesi Başkanlarına 2000 puan üzerinden makam tazminatı verildiği; bazılarının da Strateji Geliştirme Başkanlıklarına atandıkları vurgulandı.

Bu durumun 2 tür daire başkanlığı oluşturduğu; bakanlık daire başkanları 3 bin 500 TL alırken; üniversite daire başkanlarının 2 bin 700 TL aldıkları belirtildi.

Bu durumun düzeltilmesi için emsal unvana sahip bakanlık, belediyeler, Kredi ve Yurtlar Kurumu gibi yerlerde görev yapan daire başkanları ile aynı hakların verilmesini istediler.

BELEDİYE DENETÇİLERİ ÜZGÜN
Tüm kamuda ortak uluslar arası standartları olan tek mesleğin ‘iç denetçilik’ olduğunu anımsatan Mahalli İdare İç Denetçileri ise, kariyer meslek dışında kalmaktan üzgünler. Kamu personelinin özlük haklarının belirlenmesinde ‘eşit işe eşit ücret’ ile ‘performansa dayalı ücretlendirme’ kriterlerinin uygulanması gerektiğine dikkat çektiler.

661 sayılı KHK ile Büyükşehir Belediyeleri ve Büyükşehir Belediyeleri bulunan illerin İl Özel İdarelerinde görev yapan Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı ve 1.Hukuk Müşavirinin ek ödeme dışındaki tüm özlük haklarının, bakanlıklarda görev yapan emsal kadrolarla eşitlendiği belirtildi. Ancak Büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idarelerinde sadece iç denetçilerin, özlük haklarında bakanlıktaki emsalleriyle farklılık oluşturulduğu belirtilerik, “Ayrıca, ek ödeme oranlarında yapılan yüzde 5 oranında düşüşün izahını yapmak mümkün değildir. Kamu idari yapımız içerisinde uluslararası meslek standartlarına sahip olan ve kariyer durumu hizmette geçirilen süreye bağlı olarak alınan kadro ve aylık derecesinin dışında tamamen ürettiği katma değer kriterine dayalı olarak belirlenen sertifika derecesiyle ölçülen iç denetim mesleğinin bu şekilde bir tasnife tutulmasının gerekçesi anlaşılamamaktadır” dediler.

MÜFETTİŞLERİN 300 LİRA DÜŞTÜ
KHK mağduru olan bir diğer meslek grubu ise bakanlık müfettişleri. Maaşlarının bu düzenleme ile 300 lira düştüğünü belirten müfettişler, artık bakanlık uzmanları ile aynı maaşı almalarından yakındılar. Çoluk çocuklarından ailelerinden uzakta yılın 4 ayını turnede geçirdiklerini belirten müfettişler, “En iyi üniversiteleri bitirip, zorlu sınavları kazanıyoruz ama bize layık görülen maalesef bu oluyor” sözleriyle dile getirdiler isyanlarını.

AYNI UÇAKTAYIZ AMA…
Aynı uçakta aynı sürede uçmalarına karşın maaşlarındaki uçuruma isyan eden bir diğer grup ise helikopter teknisyenleri astsubaylar… “ Aynı görev şartlarında, aynı hava aracında, aynı hizmet yılına sahip personelden jet pilotları 1150 TL, helikopter pilotları 750 TL tazminat farkı alırken; teknisyen astsubaylara sadece 120 TL zam yapılmıştır” diyerek, yıllık tazminatlarda ise pilotlara yüzde 40 ile 80 arasında zam yapıldığını, teknisyen tazminatlarında ise düşme olduğunu belirtiyorlar.

“Nerede kaldı eşit ise eşit ücret? Biz hava aracının uçması için tüm bakım ve kontrolleri yapıyor, gece gündüz demeden çalışıyor, bunun üzerine pilotla birlikte uçuşa çıkıyor, görev şartlarına göre uçuş mühendisliği, uçuş teknisyenliği ve silahcılık yapıyoruz ama is zam farkına gelince yok sayılıyoruz” diyor.

İCRA MEMURLARININ MORALİ BOZULDU
Sosyal Güvenlik Kurumu’nda çalışan icra memurları, devletin alacaklarını takip ettiklerini ama 666 sayılı KHK ile ek ödeme ve ikramiyelerinin azalacağını belirtiyorlar. “Devletin gelirini artırmaya yönelik çalışan icra memurlarının iş koşullarının iyileştirilmemesi motivasyonumuzu bozarken, üstüne maaşlarımızın azalması bizi perişan etti” diyorlar. Bu kararname ile icra memurlarının maaşında 450 TL ile 600 TL arasında düşüş olacak.

DOKTOR TEPKİSİ İSE ŞÖYLE:
Kamuda görev yapan bir doktor ise şu sözlerle dile getiriyor tepkisini:
“25 senelik uzman hekim kaç kuruşa çalışıyor bilen kaymakam veya gazeteci var mı?
"-MALPRAKTİSİNİ DE AL GİT" denilen, uzman veya pratisyen hekimler kaç kuruşa çalışıyor?
Kaymakamlarımızın 200 TL'lik bu sorunu yakında çözülecektir: Nasıl mı? Yabancı kaymakam getirilerek. 
Aysel ALP/ANKARA/Hürriyet

Toplu İş İlişkileri Kanunu İşçi Kuruluşu Ve Şube Yöneticiliği Güvencesi



İşçi kuruluşu ve şube yöneticiliği güvencesi
 MADDE 23- (1) İşçi kuruluşu veya şubesi yönetim kurulunda görev aldığı için çalıştığı işyerinden ayrılan yöneticinin iş sözleşmesi askıda kalır. Yönetici dilerse işinden ayrılabilir. İşten ayrılmayı tercih eden yönetici kıdem tazminatını ayrılmaya karar verdiği tarihteki emsal ücret üzerinden alır.
(2) İş sözleşmesi askıya alınan yönetici, görevinin sendikanın tüzel kişiliğinin sona ermesi, seçime girmemek, yeniden seçilmemek veya kendi isteği ile çekilmek suretiyle sona ermesi halinde, sona erme tarihinden itibaren bir ay içinde ayrıldığı işyerinde işe başlatılmak üzere işverene başvurabilir. İşveren, talep tarihinden itibaren bir ay içinde bu kişileri o andaki koşullarla eski işlerine veya eski işlerine uygun bir diğer işe başlatmak zorundadır. Bu kişiler süresi içinde işe başlatılmadığı takdirde, iş sözleşmeleri işverence feshedilmiş sayılır.
(3) Yukarıda sayılan nedenler dışında yöneticilik görevi sona eren sendika yöneticilerine ise başvuruları halinde işveren tarafından kıdem tazminatları ödenir. Ödenecek tazminatların hesabında, işyerinde çalışılmış süreler göz önünde bulundurulur ve fesih anında emsalleri için geçerli olan ücret ve diğer hakları esas alınır. İşçinin iş kanunlarından doğan hakları saklıdır. 

'Reis'inin falakacıbaşısı / KADİR CANGIZBAY

'Reis'inin falakacıbaşısı
Salim Uslu’nun Kamer Genç’i itip kakarak Meclis kürsüsünden uzaklaştırması, eşkiyalığın çok ötesinde, sembolik ve hukuksal önemi çok yüksek stratejik bir adım. Demirel’in adamları, 1968’de TİP milletvekili Çetin Altan’ı linç etmeye kalkmışlardı; 1991’de ise yine aynı familyadan bir iki milletvekili, kürsüde konuşurken DEP’li Mahmut Alınak’a saldırıp bardaktaki suyu üzerine dökmüşlerdi; daha yakın yıllarda da Meclis’te bir çok kavga, yumruklaşma, bu arada kalbi duran bile olmuştu. Ancak bu defa durum farklı: Saldırgan, Meclis İdare Amiri; o andaki Meclis Başkanı tarafından ‘görev’e çağırılıyor; o da bu çağrı üzerine Genç’e kaba kuvvet uyguluyor ve AKP milletvekillerinin oylarıyla, bu yaptığının kınamayı ve kendisinin özür dilemesini gerektirmeyen, görevin gerektirdiği bir fiil olduğu resmen yasallaştırılırken, kendisi de aynı kanaatte olduğu için savunma yapmayı bile reddediyor, bununla da kalmayıp karşısındakileri -bu kelimeyi nereden ve nasıl öğrendiyse- ‘vandal’lıkla suçluyor. Ve Başbakan da Uslu için, “görevinin gereğini yapmıştır” diyor. Bundan böyle, iktidarın hoşlanmadığı milletvekilini dövüp susturmak, kınanmayı gerektiren bir fiil değil, resmî bir görevdir; ki, bu noktada, Erdoğan’ın diktatörlüğünü yapısallaştırma yolunda başlatılmış darbe sürecinin en önemli adımı atılmış, bu arada Uslu da, gelecek rejimde ‘Reis’inin ‘falakacıbaşı’lığını daha bugünden garantilemiş olmaktadır.

Şiddetin, zorbalığın suç sayılıp sayılmaması kalabalığın kararına bırakıldığı anda, aslında linç hukuku yürürlüğe, Meclis de AKP’nin işgali altına girmiş, dolayısıyla milletin olmaktan çıkmış demektir. Türkiye’nin en büyük sorunu ‘Kürt sorunu’ olarak ortaya çıkmakla birlikte, aslında demokratikleşme sorunudur ve bu sorunun çözümünün önündeki en büyük engel de, Erdoğan’ın 12 Eylül’den miras aldığı darbe düzenini kendi kişisel diktatörlüğüne dönüştürmekteki ısrarıdır.
Erdoğan, 12 Eylül’e sıkı sıkıya sadıktır: Darbenin dayattığı %10 barajına sahip çıkmanın ötesinde, hazine yardımlarını da bu baraja bağlarken, karşı çıkanlara da ‘hain’ diye hakaret etmiştir; bu arada en büyük darbe karşıtı yine de kendisidir. Sivil siyaset alanını alabildiğine daraltmalıdır ki, ‘Habur çadır mahkemeleri’ türünden gösteriler barış ve huzur yolunda atılmış demokratik adımlarmış gibi algılansın, bu arada kendisi Kürtlerin hâmisi koltuğuna otururken, kürt siyasal hareketi de tümüyle devre dışı kalıp etkisizleşsin.Burada söz konusu olan, Erdoğan’ı, hangi durumun ‘istisna durumu’ olduğuna karar verip ‘yasa-üstü’ yetki kullanma, yani devlet adına racon kesme (raison d’Etat=devlet hakkı) gücünü tek başına elinde bulunduran merci konumuna yükseltmeye yönelik bir stratejidir. ‘Diktatör’ kavramının işe-vuruk (operasyonel) tanımı da tam tamına, ‘raison d’Etat’yı uygulama yetkisini tekelinde bulunduran kişidir: Kürt, PKK, KCK veya ‘terör’ sorunu, Erdoğan’ın bireysel stratejisi açısından, sadece araç olarak kullanılacak bağımlı bir değişkenden öte bir şey değildir.

Şunu hiç akıldan çıkartmayalım ki, hiçbir darbe kendisi için, yani sırf birilerini darp etmek için değil, darp edilenin bir şeylerini gasp etmek, bir şeyleri daha rahat gasp edilebilir hâle getirmek için yapılır: 12 Eylül’ü askerler yapmıştır; ama, darbenin esas sahip ve patronu, Özal’ın şahsında, kendisinin hizmet ve temsil ettiği güçlerdir. Özal; yani, askerî yönetimin başbakan yardımcısı; ama pek çoğunun gözünde de sivillik şampiyonu: İlk bakışta, paradoksal bir figür. Oysa, hiç de paradoksal değil: Özal’ın yaptığı, darbenin kaba güçle dayattığı gasp mekanizmalarını, sivil hayatın olağanlığı içine emdirip yapısallaştırmak.

Erdoğan da Özal’la aynı yoldadır; ancak ondan daha mahir: Özal illüzyonistse, Erdoğan sihirbazdır; insanları, o güne kadar alıştıkları nirengi noktalarının artık geçerli olmadığı bir dünyaya çeker. Bu işin sırrı ise şu: İnsanların akıl, izan ve vicdan diye bildikleri ne varsa, bunların gerektirdiği hiçbir şeyi kaale almaksızın, artan bir şiddetle sonuna kadar giderek, insanları gördüğüne inanamaz duruma düşürüp, görmediği ne varsa ona inanır, onun üzerinden saf tutup hizaya girer hâle getirmek.

İnsan aklına karşı taarruz, “ben sana sen demiyorum”la başlar. Mantıkî tutarlılık barajı bir kere yerle bir edildi miydi, gerisini getirmek artık kolaydır: Kendisi ‘polisimiz kadındı, çocuktu demeyip gereğini yapar’ deyip, hemen ardından da 7-8 çocuk gösterilerde öldürülmüşken, Şimon Peres’i “siz kadın, çocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye suçlamakta hiç beis görmez; bir gün önce “Nato’nun Libya’da ne işi var, yahu” deyip hemen ardından operasyonlarda baş rôle soyunan da yine kendisidir, hem de emperyalistlerin en pespayeleriyle el ele kol kola; insanla alay eder gibi “Libya, Libyalıların olacaktır” diyerekten; üç gün öncesine kadar can ciğer olduğu Esad’ı devirmeye soyunması ise, ‘demokrasi gelsin, kan dökülmesin’ diye, pek demokrat Suudîler ve arap canı konusunda pek hassas Amerikalılarla ittifak hâlinde, Caligula’nın atını konsül ilân etmesinden bile daha akla ziyan bir iştir; ama, hiç aldırmaz.
‘İzan’a da saldırılacaktır: Son örnek, Van valisinin hâlâ görevde tutulması; ÖSYM başkanının her yaptığı sınavı skandala dönüştürüp milyonlarca insanın geleceğini kararttığının bugün artık tümüyle unutulmuş olması ise, izansızlığı normalleştirmede ne kadar başarılı olduklarının en parlak göstergesi.

Vicdan konusunda ise, bunlar Nazi’lerden bile daha pervasızdır. Doktor Mengele de Yahudileri buz dolu küvetlere atıp insanların donarak ölme süreçlerine ilişkin ölçümler yapıyordu; ama, bunu kamuoyundan gizleyerek. Bizimkiler ise harbîden açıkladılar, yabancıların yardım tekliflerini ilk iki gün boyunca niye kesinlikle kabûl etmediklerini: Kendi potansiyellerini ölçüyorlarmış; Vanlı enkaz, ısı da sıfırın altındayken, canlılar üzerinden. Sıfırın altında on derecede insanların üzerine soğuk su sıkmak, sonra da hiç yüzü kızarmadan, “onlar zaten provokatörlerdi” diyebilmek ise vicdan parçalamak ile kafa kırmak arasındaki geçiş noktası. Bu nokta aşıldıktan eylem ranjı bayağı genişliyor: Hücrede kanser ederek veya gazlayarak ölüme göndermekten, kurşunu yiyip yere düşmüş çocuğu, suratını tekmeleye tekmeleye dişlerini de döküp öldürmeye kadar.
KADİR CANGIZBAY

Carrefour Mağazaları Eleman Alımları Başladı


Carrefour eleman personel alımları için başvurunu hemen yap  
İş başvurusu için hemen tıkla formu doldur...

Carrefour eleman alımları
Carrefour mağazaları eleman alımları yeni mağaza açılışları ile devam ediyor. Carrefour iş başvurusu yapmak isteyen arkadaşlarımız mağaza içersinde aranan çeşitli branşlarda açık pozisyonlara aşağıdaki bağlantımızdan ulaşabilirsiniz. Adanadaki carrefour mağazası real ve optimim mağazalarının açılması ile birhayli geri kalsada carrefour hala istihdam olanakları bakımından gözde mağazalarımızdan. 2012 perakende sektöründe iş olanaklarının pik yapacağını daha önce duyurmuştuk.  Carrefour 2012 personel alımları sitemizde yayınlanmaya devam edecek.Carrefour iş başvurusu için tıklayınız.

İntibak Yasası Çıkarsa Emekli Maaşları Ne Kadar Artacak


Emekli maaşı ne kadar artacak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, intibak düzenlemesinden yararlanacak olan emeklilerin maaşlarının 10 ile 200 TL arasında artabileceğini söyledi.
Bakan Çelik, NTV’de soruları yanıtladı. Bakan Çelik, intibak düzenlemesine son şeklini vermek için önümüzdeki hafta emekli dernekleri ile tekrar bir araya geleceklerini belirterek, “İntibak bir seyyanen zam değildir. 1980 yılında emekli olup aynı miktarda prim ödeyip aynı süre çalışan ve 2000 yılında emekli olan vatandaşların farklı olmaması gerekiyor. Burada gösterge sistemi ile çok oynandığı için maaş farklılıkları söz konusu. Bunu gidereceğiz. Bu seyyanen bir zam değildir bir eşitlemedir” dedi.

İntibakın 2000 öncesi emekli olan 2.5 milyon emekliyi ilgilendiren bir çalışma olduğunu söyleyen Bakan Çelik, maaşlarda eşitlemenin kademeli olarak sağlanacağını ve bunun büyük ihtimalle 2013 yılından itibaren başlayacağını ifade etti.

Bakan Çelik, intibak düzenlemesinin toplam maliyetinin ne olacağı yönündeki soruya, henüz net bir rakamla yanıt veremeyeceğini ifade ederken, “İntibak kapsamındaki emeklilerin maaşları 10 TL de artabilir 200 TL de artabilir” dedi.

7 BİN DEPREMZEDEYE İŞ

Bakan Çelik, yarın deprem bölgesine gideceğini söyledi. Çelik, şu ana kadar 3 bin 900 kişinin işe başladığını ve bu sayının 6-7 bine çıkabileceğini duyurdu. Bakan Çelik, evlerine giremeyen depremzedelerin hepsinin sosyal tesisler aracılığıyla barınma ihtiyaçlarının karşılanacağının da altını çizdi.(ANKA)

"EMEKLİLER 'ZENCİ' OLMASIN"

TEDEF Başkanı Hamdi Öz emeklilerin intibaktan eşit yararlandırılmasına dikkat gösterilmesi gerektiğini belirterek, 1981 öncesi emeklilerin sorunlarına dikkat çekti. Öz "Bizler bu ülkenin zencileri değiliz anayasamıza göre birinci sınf vatandaşıyız" dedi.

Türkiye Emekli Dernekleri Federasyonu Başkanı Hamdi Öz, şu anda Yargıtay'da karar aşamasında bulunan intibak yasasıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. 12 Haziran seçimlerine intibak yasasının damga vurmuş olduğunu kaydeden Öz, muhalefet partilerinin de "intibak" sözü verdiğini ve Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla intibak çalışmalarının başladığını ifade etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in çelişkili açıklamalar yaptığını iddia eden Öz, 1981 öncesi emeklilerin durumlarının gözden kaçırılmaması gerektiğini belirterek "Bizler gayri safi milli hasıladan payımızı almak istiyoruz. Çalışma Bakanımızın çıraklık dönemi başarısız geçmiştir. Ustalık döneminin başarılı olmasını diliyoruz" dedi. Haber detayları için linki tılayabilirsiniz. ANKA

İntibak Yasası 2012 Yılının İlk Yarısında Çıkacak


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İntibak Yasası için ilk kez tarih verdi!
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, emekli aylıklarına denge getirmesi planlanan İntibak Yasası'na ilişkin düzenlemeyi önümüzdeki yılın ilk yarısı içinde bitirmeye çalışacaklarını söyledi. 2000 yılından önce emekli olanların sayısının 2,5 milyon olduğunu açıklayan Bakan Çelik, düzenlemeyle eşit gün ve prime eşit maaş ödeneceğini söyledi.

Çelik, Türkiye Emekliler Derneğinin 41. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Barcelo Otel'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, emekliliğin son değil, sondan önceki durak olduğunu belirterek, yapılacak daha çok şey olduğunu ifade etti.

SUÇU ESKİ HÜKÜMETLERE ATTI
Türkiye'nin 21. yüzyıla krizlerle girdiğine işaret eden Çelik, 1994 ve 2001 yılındaki krizlerin ve çekişmelerin emeklileri de olumsuz etkilediğini belirtti. Çelik, ''Son 9 yılda kayıp yılları kazanmak için çok efor sarf ettik, sarf ediyoruz. 'Kaybolan 20-30 yılları nasıl kazanabiliriz ve dünya yarışında nasıl var olabiliriz' diye çaba gösteriliyor. 9 yılda gerçekten geçmiş yıllara bedel icraatlara imza attık. Türkiye artık kim ne derse desin, içeride istikrar, içeride de itibarı olan bir ülke noktasına geldi'' diye konuştu.

İNTİBAK YASASI
Bakan Çelik, işçi emeklilerinin aylıklarına ilişkin sorunun 1975-1980 yıllarında başladığına işaret ederek, bunun nedeninin aylık bağlama 1981'den 2000'e kadar uygulanan aylık bağlama sistemindeki farklılıklardan kaynaklandığını söyledi.

1981 yılında emekli olanlar ile 2000 öncesinde emekli olanlar arasındaki maaş farklılıklarının ortadan kaldırılarak eşit prime ve eşit prim gün sayısına eşit maaş ödeneceğini söyleyen Çelik, 2000 yıl öncesi emekli sayısının 2,5 milyon olduğunu ifade etti. Bu konuda dernekler ve konuya katkı sağlayacak tüm emeklilerle görüşmeye hazır olduklarını anlatan Çelik, çıkan kanunun 74 milyonu ilgilendirdiğini söyledi.

HEDEF 2012'NİN İLK ALTI
Çalışmada son noktaya gelindiğini, sosyal taraflarla bir araya gelerek intibak yasasını Bakanlar Kurulu'na sevk edeceklerini dile getiren Çelik, şunları söyledi:

''2012 yılının ilk yarısında bitirmeye çalışacağız. 2,5 milyon dosyayı elden geçireceksiniz. Bunun zaman dilimine ihtiyaç var. Biter bitmez de yasası çıkmış olacak zaten. Yasası çıkmış olacak bu düzenlemenin ödemesi 2013 başında olabilecek. Defaten olması bizim arzumuzdur. Çalışma Bakanı, çalışanlardan, emeklilerden yanadır. Hükümet'te bir de Maliye Bakanı Bakanı var, parayı sıkı tutan bakanımız var, ekonomiden sorumlu bakanımız var. konuları Bakanlar Kuruluna geldiği zaman konuşup, takvimi ortaya koyacağız. 2012'nin özellikle 6-7 ayının bu çalışmaları tamamlama süresi olduğunun da bilinmesini istiyorum.

Çelik, yaptıkları çalışmalarda 5 bin gün prim ödeyenlerin, 9 bin gün prim ödeyenlerle aynı maaşı aldıklarını tespit ettiklerini belirterek, ''Yapılacak düzenleme ile bu durumdaki 5 bin gün prim ödeyerek maaş alana belki bir şey isabet etmeyecek ama 9 bin gün prim yatırdığı halde 5 bin gün prim yatıran kadar maaş alandaki adaletsizlik aradan kalkmış olacak, o da aradaki farkı almış olacak'' dedi.
Kaynak :internethaber.com

Eşit İşe Eşit Ücret Kanunu


Eşit  İşe Eşit  Ücret Kanunu TIKLAYINIZ

Toplu İş İlişkiler Kanunu 2012


Toplu İş İlişkiler Kanunu 2012 (TASLAK)

Yeni Toplu İş İlişkiler Kanunu 2012


Yeni Toplu İş İlişkiler Kanunu 2012 (TASLAK)

Yeni Toplu İş İlişkiler Kanunu


Yeni Toplu İş İlişkiler Kanunu (TASLAK)

Toplu İş İlişkiler Kanunu 2011


Yeni Anayasa Mahkemesi Nereye

YENİ ANAYASA MAHKEMESİ NEREYE?
2010 Anayasa değişiklikleri ile yetkileri ve üye sayısı artırılan yeni Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) asosyal kararlarına 2 Haziran 2011 tarihli "Yeni Anayasa Mahkemesi'nden 'Asosyal' Kararlar" başlıklı yazımda değinmiştim. Ancak o tarihte AYM'nin gerekçeli kararları henüz yayınlanmamıştı. 4/C ile ilgili kararın gerekçesi 21.10.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. (Esas Sayısı: 2010/46 Karar Sayısı: 2011/60) Bu gerekçeli karar Anayasa Mahkemesi'nin çalışma ilişkileri konusunda nasıl hızla neoliberal bir içtihat oluşturduğunu ve Anayasa'nın sosyal hukuk devleti ilkesini nasıl bir kenara bıraktığını göstermesi açısından son derece çarpıcı.

Önce kısaca davaya konu olan olayı hatırlayalım: TÜİK'te 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesi uyarınca çalışmakta iken hizmet sözleşmesi feshedilen 4/C'li bir çalışan, tarafına iş sonu/kıdem tazminatı ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine, iş sözleşmesi'nde yer alan "sözleşmenin feshinde ihbar, kıdem veya sair adlar altında herhangi bir tazminat ödenmez" hükmünün ve bütün bunlara dayanak olan Bakanlar Kurulu kararlarının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay 2. Dairesi'ne dava açmıştı. Davaya konu işlemlere dayanak oluşturan 4/C maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da söz konusu hükmün iptali talebiyle AYM'ye başvurmuştu.

Şimdi de 657'nin 4/C maddesine bakalım, nedir bu 4/C? "Geçici personel, Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Dairesi'nin ve Maliye Bakanlığı'nın görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulu'nca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir." 4-C "bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmetler" için öngörülen istisnai bir düzenleme. Ancak çeşitli kamu kurumları bunu olağan bir istihdam yöntemine dönüştürmüş durumda. Böylece bir tür kanunsuz, ucuz ve esnek çalışma biçimi oluşturulmuş durumda. 4/C Tekel işçilerinin eylemi ile kamuoyunun gündemine taşınmıştı. 

Anayasa Mahkemesi 17 üyesinin ıösının oyuyla 4/C statüsünde çalışmanın Ahayasa'ya uygun olduğuna karar verdi. Anayasa Mahkemesi kararında şu oldukça ilginç ve inanılmaz değerlendirmeler yer alıyor:

"Geçici personel statüsü, belli bir vasıf gerektirmeyen, daha çok bedensel çalışmalara ağırlık veren, başlangıç ve bitişi belli olan, süreli işlerde çalışmayı öngörmektedir. Bu personel, idare ile yaptıkları bir sözleşme uyarınca idare için belirli bir iş yapan kişi konumundadır ve yaptıkları iş, geçici veya mevsimlik olup, asli ve sürekli görevlerden de sayılmaz. Bu nedenle geçici personel; Anayasa'nın 128. maddesi kapsamında belirtilen memur ve diğer kamu görevlileri kavramı dışında kalan, sözleşme ile çalıştırılan, işçi de olmayan, kendine özgü istisnai bir istihdam türüdür." (Vurgular bana ait.)

Anlaşılan, Anayasa Mahkemesi, TÜİK çalışanını vasıf gerektirmeyen bedensel bir çalışma olarak görüyor. AYM 4/C statüsünde çalışanları ne memur ne işçi olarak kabul ediliyor. Böylece memurların ve işçilerin sahip olduğu haklardan yararlanmaları engellenmiş oluyor. Anayasa Mahkemesi daha da ileri gidiyor. 4/C statüsünün Anayasa'ya aykırı olmak bir yana bizzat sosyal devlet ilkesinin gereklerine uygun olduğunu şu inanılmaz cümlelerle anlatıyor!

"Diğer taraftan, Anayasa'nın 17. maddesi ile tanınan, herkesin yaşama ve maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı, 49. maddesi ile de Devlet'e verilen çalışanları koruma yükümlülüğü gözetildiğinde, itiraz konusu kuralla geçici personel statüsü adı altında böyle bir istihdam biçiminin oluşturulması ile yaşam hakkı ortadan kaldırılmadığı gibi, getirilen düzenlemenin çalışanlara geçici de olsa iş ortamı yaratmayı amaçladığı ve sosyal devlet ilkesinin gereklerine de uygun olduğu anlaşılmaktadır." (Vurgular bana ait)

Kısaca Anayasa Mahkemesi diyor ki; geçici de olsa, güvencesiz de olsa iş bulduğunuza şükredin. Sosyal devleti ilkesini ve ILO'nun temel ilkelerinden olan insanca iş kavramını (decent work) unutun. Devletin çalışma standartlarını yükseltme işlevini unutun. AYM demek istiyor ki; devlet artık bir şirket gibi yönetilebilir ve işçilik maliyetlerini düşürmek için 4/C'li çalıştırması mubahtır.

Anayasa Mahkemesi 4/C kararında ilginç bir mutabakat ortaya koydu. Mahkemenin Özal, Demirel, Sezer ve Gül tarafından atanan üyeleri neredeyse tam bir fikir birliği içinde davrandı. Bunun tek istisnasını sosyal politika kökenli bir akademisyen olan Profesör Engin Yıldırım oluşturdu. Yıldırım 4/C statüsününün anayasaya aykırı olduğunu belirterek karara karşı net bir muhalefet şerhi yazdı. Geçmişte laiklik ilkesini korumak adına tuhaf kararlara imza atan ve neredeyse ikiye bölünen AYM, sosyal devlet ilkesini bir kenara bırakan manidar bir uzlaşma görünümü veriyor ve neoliberal bir içtihatta birleşiyor.

NOT: 3. Uluslararası Sosyal Haklar Sempozyumu'ndaki bidirisiyle, karara dikkatimi çeken Av. Gökhan Candoğan'a teşekkür ediyorum.
Kaynak: Birgün Gazetesi - Aziz ÇELİK

sendikam haber

En Çok Okunanlar